• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Egitimpusulasi.net

Kitaplarım
Photo Flipbook Slideshow Maker
Site Menüsü
Site Haritası

RENE DESCARTES��N HAYATI VE ESERLER�� (DEKART)

RENE DESCARTESİN HAYATI VE ESERLERİ

Fransız filozof ve matematikçisi (1596-1650).

Descartes, 1628'den itibaren, on beş yıl süren geziler, savaşlar ve serüvenlerden sonra yerleştiği Hollanda'da, batı düşüncesini altüst eden bir felsefe sistemi kurdu. 

Öğrendiğinin, gördüğünün, duyduğunun, inandığının hepsini birden büsbütün silerek, her şeyden kuşkulanmağa başladı. Yalnız tek bir şeyden emindi: düşüncenin varlığı («düşünüyorum, o halde varım!»). Buradan hareketle, evrenin açıklamasını yaptı. 

Metot Üzerine Konuşma'da (1637) hep karmaşıktan basite inerek, gerçeği kuşatmaya yarayacak kuralları bir bir saydı. 

Felsefeyi, bütün inceleme kitaplarının Latince yazıldığı bir çağda, Fransızca yazarak ve «sağduyu dünyada en iyi bölüştürülmüş şeydir» diyerek, herkesin, uzman olmayanların bile anlayabileceği bir duruma indirgedi. 

Descartes her tür araştırmanın pratik niteliği üzerinde ısrarla durur. Ona göre en önemli bilimlerden mekanik, insanlara yardım edecek makineleri yapma sanatı; tıp, vücudu ve ruhu tedavi etme sanatı; ahlâk, mutlu yaşama sanatıdır. 

Descartes, zamanının bilginleriyle, hükümdarlarıyla ve soylularıyla ilişki kurmuştur. Ona hayran olan İsveç kraliçesi Kristina, Descartes'ı sarayına davet etti. Descartes, elli dört yaşında Stockholm'de öldü.

ESERLERİ 
Aklın idaresi için Kurallar, Metafizik Düşünceler, Felsefenin ilkeleri, Ruhun Tutkuları

http://www.forumacili.com/dusunurler-ve-flozoflar/58553-rene-descartes-kimdir-kisaca-hayati.html

DESCARTES'IN YAŞAMI

Poitiers'li bir soylu olan Descartes, söylentiye göre La Haye'de (günü*müzde La Haye-Descartes) doğmuş*tur. Oysa, asıl doğduğu yer annesi*nin 31 Mart 1596'da konaklamak zorunda kaldığı La Sibyliere'dir (Châtellerault ile La Haye arasında).

1604-1612 arasında La Fleche kole*jinde cizvit rahiplerinin öğrencisi olan Descartes, Eski Yunan ve Latin yazarlarının yapıtlarını okudu, Aristoteles felsefesini öğrendi; özel*likle matematiğe ilgi duydu.

1618-1629 arasındaki zamanını "yolcu*luklar yaparak, saraylar ve ordular görerek" geçirdi; bu arada, felsefe ve bilimle de uğraşıyordu.

Felsefe konusundaki yeteneği Kasım 1619' da kesinlikle belli oldu: Ulm yakınlarında büyük bir coşku içinde, "hayranlık uyandırıcı" bir bilimin temellerini buldu; kehanetlerle dolu düşler kurması, Notre-Dame-de Lorette'e hac ziyareti yapmayı karar*laştırması ve Rose-Croix topluluğu*na katılması mistik (gizemli) bir bu*nalıma düştüğünü gösteriyor ve Des*cartes'in gerçek bir düşünce devri*minden geçeceğini haber veriyordu.

Descartes, geniş çevrelere yaymaya çalıştığı yeni bir felsefe geliştirmek için Hollanda'ya sığındı. Fransa'ya 1644, 1647 ve 1648 yıllarında üç kez kısa bir süre için uğradı ve ikinci gi*dişinde genç Pascal'a boşluk üstüne deneyler yapmasını öğütledi.

Galileo Galilei'nin mahkûm edildiği*ni (1633) öğrendiği zaman Traite du monde'u (Dünya Üstüne înceleme) yayımlamamasımn da gösterdiği gi*bi, büyük bir sakınganlıkla davran*masına karşın, Aristoteles taraftar*larının, Fransız cizvitlerinin ve Hol*landa protestan papazlarının sertsaldırılarıyla karşılaştı.

Utrecht se*natosu, "yeni olduğu ve ayrıca gençliğe, eski ve sağlıklı felsefeden yüz çevirttiği" için descartesçı fel*sefenin öğretilmesini yasakladı.

Descartes 1649'da, kraliçe Kristina' nın çağrısına uyarak İsveç'e gitti; ama iklimin sertliği sağlığına iyi gel*medi ve 11 Şubat 1650'de Stock*holm'de öldü.Descartes'ın felsefesi, iki bakımdan modern felsefenin doğuşunu simge*ler:

Tarih açısından, Aristoteles'ten ve skolastikten kaynaklanan Orta*çağ felsefesiyle kesin bir kopma gerçekleştirmiştir; yöntembilim açı*sından, her çeşit düşüncenin akla dayanan araştırmasının yeni bir bi*çimini simgeleştirmiştir.

Nitekim, Descartes, "büyük insanlar olma*dan önce çocuk olmamıza", bundan ötürü de "eğitmenlerimizin etkisi al*tında" ,zihnimizin,eleştiriden geçire*cek zaman bulamadığımız bilgilerle doldurulmasına üzüntü duymuştur 


DESCARTESÇI YÖNTEM

Ünlü descartesçı yöntemin ilk adımı, "mutlak olarak kuşkulanılamayacak" bazı kavramların kalıp kalma*dığını görmek amacıyla, daha önce edinilmiş bütün düşünceleri, mutlak bir kuşkuyla ele almaktır (yoksa, dünyada, kesin denebilecek bir şey bulunmadığı sonucuna var*mak gerekir).

Bu kuşku, duyular dünyasına, bedenimize, matematik doğrulara bile yönelecek ama, so*nunda şu önermeye takılıp kalacaktır: "Düşünüyorum, öyleyse varım" {cogito). Bu önermenin apaçıklığı, ondan ne kadar kuşku duyarsak, o kadar daha sağlam biçimde ortaya çıkar (çünkü, kuşku duymak da dü*şüncenin bir biçimidir).

Cogito, bir apaçıklıktır, yani karşımıza "açık ve seçik" bir düşünce çıkaran düşünsel bir sezgidir. 


Bundan da genel bir kural çıkar: Bu özellikleri taşıyarak kendini bana kabul ettiren her düşünce ve tutarlı bir biçimde ondan çıkarabileceğimiz bütün sonuçlar, doğru olarak kabul edilmelidir.

Demek ki, descartesçı yöntem hem sezgiseldir (çünkü ilk apaçıklıklardan yola çıkar), hem de tümdengelimlidir. Bu yöntemin, ma*tematiğe ve "onun uzun kanıt zinci*rine" benzediği açıkça görüldüğü için, descartesçılığın felsefeye, ge*nellikle de bilimlere, "geometriciler"in kanıtlayıcı yöntemini uygula*ma girişiminden başka bir şey olma*dığı söylenebilir.

Descartes, dene*yimi gerektiği kadar göz önüne al*madığı söylenerek eleştirilmiştir (bi*limsel düzeyde, bu eleştiri zaman zaman haklıdır).Ama hem tümdengelimin geçerliği*nin doğrulanması, hem de aynı de*recede "mantıksal" olan birçok var*sayım arasında doğru olanı bulmak için, deneyim işe karışır.

Descartes, deneysel yöntemin öncülerinden bi*ridir ve Pascal'ın söz konusu yöntem konusundaki açıklamasının daha iyi olması, bu gerçeği değiştirmez.


DESCARTESÇI METAFİZİK VE FİZİK

Descartes bu yöntemi ilk olarak, Metafizik Düşünceler'de (Meditations metaphysiques) geliştirdiği ye*ni metafizik anlayışında uyguladı. Cogito, "düşünüyorum"u bir yana bırakamayacağımı açıkça göstermiş*ti. Oysa, beden ve nitelikleri,kuşku alanı içinde kalıyordu.

Descartes, bu durumdan, kesin bir ikicilik,yani ruh (bütün doğası düşünmedir) ile beden (karmaşık bir makineden başka bir şey değildir) arasında ke*sin bir ayrılık olduğu sonucunu çıkardı.Böylece,iki yüzyıl boyunca.tartışılmadan sürüp gidecek olan tam anlamıyla mekanikçi bir fizik kurul*masına yol açtı.

Gerçekten de, doğal olayları ölçülebilir hareketlere in*dirgemek, bilginlere biricik verimli çalışma varsayımı olduğu öne sürülen bir görüşü önermek demekti. Yalnızca yer değiştirmek demek olan mekanik hareketin, dün*yada gerçekten ortaya çıkan biricik değişme türü olmadığı anlaşılana kadar da, bu çalışma varsayımı ve*rimliliğini sürdürdü. Aslında mekanikçilik (mekanizm) Descartes fiziğinde, özünü oluştur*mayan bazı özelliklerle kendini gös*terir.

Nitekim, hareketin biricik ne*deni şoktur; eylemi de bir anlıktır (sözgelimi ışık, göklerin sonsuz uzaklıklarını bir anda geçer). Her gerçek hareket, çevrintiseldir (çem*ber biçiminde): Yer kaplama ile madde aynı şey olduğundan, boşluk yoktur; bir cisim, önündeki bir cis*mi iterse, o da bir başkasını iter ve bu, böylece, birinci cismin arkasın*da bulunan ve onun yerini alan cis*me kadar sürer.

Şoklar ve çevrintiler iki temel ilkeye dayanır: Hare*ketsizlik; hareketin niceliğinin ko*runması. Tanrı'nın iradesi, mutlak olduğu için değişemez; bundan ötürü de Tanrı, dünyada, bir anda daha çok, bir başka anda daha az hareket olmasını isteyemez.

Descar*tes, bu yasayı ortaya koyarken, da*hice bir sezgiyle, iki yüzyıl sonra ka*nıtlanacak olan enerjinin korunumu (sakinimi) ilkesini, önceden ileri sür*müş oluyordu.


Metafizik kökenli aynı ikicilik, Descartes'ın, bazı kimseler tarafından çok yanlış anlaşılmış olan ünlü makine-hayvan kuramında da kendini gösterir. Bu kuram, söz konusu kişi*lerin sandığı gibi, hayvanın canlılı*ğı, duyarlığı, bilinci olmadığını ileri ürmüyordu;Descartes,Morus'a yaz*dığı bir mektupta, hayvanlar konu*sunda acımasız bir kimse olmadığını belirtmişti.

Ama şu farkları da gözden kaçırmamak gerekiyordu: Hayvanların, tıpkı insanlar gibi iç*güdüsel ve makineye benzeyen bir "bedensel ruhları" vardı; ama dü*şünen bir ruhları ve akılları yoktu. Descartes, raslantısal göstergeler*den oluşan ve her yeni duruma ko*layca uyan insan dili ile akıl arasında bağ kurarak, bir başka bilimsel görüşün de öncülüğünü yap*maktaydı.


Ama bedenlerin varlığı, felsefe açı*sından gene de kanıtlanmamıştı ve Descartes, bu sorunu çözmek için Tanrı sorununu ele almak zorunda kaldı. La Fleche kolejinde öğretilen geleneksel tanrıbilim, Tanrı'nın var*lığını, evrenden yola çıkarak kanıtlı*yordu, Aristoteles için olduğu gibi Aziz Tommaso için de, uyumlu bir evrenin var olduğu temel bir gerçek*ti.

Ama, maddesel dünyayı hâlâ kuşku alanı olmaktan kurtaramamış ve kuşkulanılmaz biricik kesinlik olarak cogito'yu bulmuş olan Des*cartes için, durum farklıydı. Dolayısıyle, Descartes, Tanrı'ya ulaş*mak için bu kesinliğe dayanmak zo*rundaydı.

Ama cogito, bana yetkin olmadığımı açıklıyor (kuşku duyma*nın, bir yetkinlik eksikliği olduğunu görüyorum),ancak aynı anda da hiçbir zaman benim tarafımdan yaratı*lamayacak olan bir yetkinlik kavra*mının da içimde bulunduğunu açıklı*yordu. Bu kavram, beni sonsuz ola*rak aştığına göre, bir bakıma "Ya*ratıcının, ürünü üstündeki damgasıydı", Tanrının bendeki canlı iziy*di. 


DESCARTES'İN TANRISI 

Bütün yetkinlikleri doğasında topla*yan Descartes'ın Tanrı'sı, doğru, gerçek bir Tanrı'dır ve aklın doğal ışığının, apaçıklığının güvencesidir. Böylece yeni akılcılık, kendi de akılcı olan bir tanrıbilime dayanı*yordu.

Dış dünyanın gerçek oldu*ğunu bana sağlayan, bu tanrısal doğruluk, gerçeklikti. Tanrı, benliği*me, onun var olduğuna ilişkin "bü*yük bir eğilim" yerleştirdiğine göre böyleydi bu, Tanrısal güvencenin bu biçimde kullanılışında, maddeci Gassendi'nin de karşı çıkmasına yol açan bir kısır döngü yok muydu?

Bir yanda bende açık ve seçik bir Tanrı düşüncesi bulunduğu için Tanrı var*dı, öte yandan açık ve seçik bir dü*şünce, Tanrı var olduğu için doğruy*du. Gerçekten, idealizm dışında, bu tür anlam karışıklıklarını çözmek güçtü ve Descartes'in bu konuda yaptığı açıklamalar, tam anlamıyla doyurucu değildi.

Descartes, tıpkı Galileo Galilei gibi "inancın gerçekleri"ni her tartışmanın dışında bıra*kıyordu; amabunu.Kilise'nin otorite*sine dayanan Kutsal Kitap açımla*malarına dayanarak değil, aklın ışıklarıyla çözdüğümüz (aklımızı iyi kullanırsak yapabiliriz bunu) "dün*ya kitabı"nı inceleyerek yapmaktay*dı.

Böylece Metot Üstüne Konuşma' daki (Discours de la methode, 1637) ünlü benzetmesinin anlamı kavra*nabilir: "Bütün felsefe, bir ağaç gi*bidir; kökleri metafizik, gövdesi fi*zik, gövdeden çıkan dallar da tıp, mekanik ve ahlaktır".

Metot Üstü*ne Konuşma'nın, üç bilim yapıtına önsöz olduğunu unutmamak gerekir: Dioptrique (Diyoptrik); Meteores (Göktaşları); Geometrie (Geometri). Böylece, evrenin incelenmesi ve bizi "doğanın efendisi ve sahibi" kılacak bir yeni teknik felsefesi (ağacın dal*ları, yöntemin uygulanmalarıdır) için yol açılmıştır. 


TUTKULARIN İYİ KULLANILMASI

Descartesçı metafiziğin, ruh ile be*denin ayırt edilmesi üstünde önem*le durmasına karşılık, Descartes'm ahlakı, üçüncü "temel kavram" yani ruh ile bedenin yakın birliği üstünde temellenir; ama, bu karanlık bir kavramdır.

Çünkü ruh ile bedenin doğaları arasında ortak bir yan ol*madığından, bunların birliğini an*cak Tanrı'nın her şeye yeten gücü açıklayabilir.

Ruh, kozalaksı bez aracılığıyla bedenle bağlantı halin*dedir. Bu bez, duyularımızı dış nes*neler etkilediği zaman kendisine yö*nelen "hayvansal ruhlar'la (bugün sinir akımı diyoruz) harekete ge*tirilir.

Bezin bu hareketleri, hiçbir nesne olmadığı zaman, "ruhlar"ın beyinde bıraktığı izler dolayısıyla de ortaya çıkabilir.


Bu açıklamalarına bakılarak, Des*cartes'in lak felsefesinde, insanı bir bütün olarak ele aldığı ve bede*nin bütün gereksinimlerini göz önün*de tuttuğu söylenebilir.

Gerçekten, onun için bilgelik, iradenin tutkular üstünde mutlak egemenliği olarak tanımlanamaz. Bu hayalci bir görüş*tür. Önemli olan, tutkuları orta*dan kaldırmak değil, onları "iyi kullanmak"tır. Çünkü tutkular iyidir ve Tanrı onları, "doğanın bize yararlı olarak gösterdiği şeyleri ruhun iste*yebilmesi için" bedenimize yerleş*tirmiştir.

Demek ki, tutkular, "ya*şamın öteki iyiliklerinin de temeli olan" sağlığa hizmet ederler. Ama tutkular aynı zamanda da tehlikeli şeylerdir. Sözgehmi,tiksinti ve üzün*tü, bedenimize zararlı şeylerden sa*kınmamızı sağlamaları bakımından yararlıdırlar ama, onları egemenli*ğimiz altına alamazsak, ruhumuzu zehirleyebilirler.

Bu iyi kullanım ne*dir? Metot Üstüne Konuşma'yi yaz*dığı sırada Descartes, tıbbın gele*cekteki ilerlemelerinden çok şey bekliyordu. Daha sonra, Prenses Elisabeth ile yaptığı yazışmaların et*kisi altında, manevi araçların ince*lenmesine girişti ve ruhun duyduğu mutlulukların, bedenin hareketleri üstündeki etkisine önem verdi.

Hattâ, bir tutkuyu, ona karşı başka tutkuları çıkararak iyileştirmeyi bile önermeye kalktı. Gerçekten, ona göre, tutkuların bir çalışma meka*nizması varsa, insanın, daha iyi ta*nıyarak bu mekanizma üstünde ege*menlik kurması ve iradesinin ya da kendi isteğinin buyruklarını geçerli kılmak olanaklıdır.

Nitekim tutkula*rın en yücesi, gönül yüceliğidir ve bu tutku,"insanın kendine haldi ola*rak verebileceği en yüksek değeri, kendinde görmesi" biçiminde ta*nımlanabilir. 


DESCARTESÇILIĞIN ETKİSİ

Baskılara karşın descartesçılık, çok kısa sürede büyük başarı elde ederek Avrupa'nın her yanına hızla yayıldı. Yeni bir dünyanın, Röne*sans'ın doğurduğu modern dünya*nın bu felsefede dile geldiği fark edilmemiş olsaydı, böyle bir başarı gerçekleşemezdi.

Descartesçılığın çelişkileri de çok önemlidir kuşku*suz: Ruh ve beden ikiliği, ruhçu me*tafizik ve mekanikçi fizik; tümdenge*lim yöntemi ve deney; 
vb. İkiciliğin yarattığı sorunları, Malebranche, Leibniz ve Spinoza çözmeye çalış*mışlardır (birincisi "Tanrıda gö*rüm", ikincisi Önceden kurulmuş dü*zen, üçüncüsü biricik "töz" kav*ramlarını ileri sürdü). Genel olarak, modern felsefeyi be*lirleyen idealizm ve maddecilik, ya*ni bu ikili akım, büyük ölçüde Descartes'dan kaynaklanır.

Leibniz, Kant ve izleyicileri, dünyayı düşün*ceye indirgemişlerdir; Spinoza ile bir başka biçimde de XVIII. yy'daki Ansiklopediciler, serbest araştırma görüşünü, siyaset ve din alanına ka*dar yaymışlar ve dünyayı açıklama*ya alışmışlardır. 


Eserleri: 

Compendium musicae (Müziğin özü, 1618); Aldın İradesi için Kurallar (Regulae ad directionem ingenii, 1629'a doğru yazıldı; ölümünden sonra yayımlandı);

Metot Üstüne Konuşma (Discours de la methode, 1637): Dioptrique (Diyoptrik), Meteores (Göktaşları), Geometrie (Geo*metri) adlı denemelerin önsözü ola*rak yayımlandı;

Metafizik Düşünce*ler (Meditationes de prima phlosophia adıyla latince olarak 1641'de, Meditations philosophiques adıyla fransızca olarak 1647'de yayımlan*dı);

Les Passions de l'âme (Ruhun Tutkuları, 1649); Traite du monde (Dünya Üstüne İnceleme; Descartes, Galileo Galilei'nin mahkûm edilme*si üstüne, basımevine vermiş oldu*ğu bu kitabı 1633'de geri aldı; yapıt, ölümünden sonra 1664'te yayımlan*dı)

http://www.yazilisorulari.org/felsefe-psikoloji-sosyoloji-ve-mantik-ders-notlari/39011-descartes-kimdir-eserleri-ve-gorusleri-nelerdir-descartes-hakkinda-ozet-bilgiler.html


Yorumlar - Yorum Yaz


3

1
2

*